Sibel Eraslan’ın Hayat Kitabı Kur’an Üzerine Yazısı

Yazan: Sibel Eraslan
Yazı Kaynağı: Vakit Gazetesi

‘Ve eğer dünyanın tüm ağaçları kalem olsa denizleri de mürekkep, buna yedi deniz daha eklense, Allah’ın kelimeleri yine de tükenmez; çünkü yalnızca Allah’tır her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden’ (Lokman, 27)

Kelimeleri bitimsiz olan Yaratıcıya hamdolsun… Bu ayeti ne zaman okusam hasbelkader yazım çizim işiyle uğraşanlardan birisi olarak, belim bükülür. Bu nasıl bir görkemdir ki, yedi denizleri kalemine zerketse yine de az gelir, denizler biter de O’nun sözü bitmez… Bu nasıl bir haşmettir ki, dünyanın tüm ağaçları kalem olup yazsa yazsa yine yazsa, tükense bitse cümle ağaçlar, O sözünü hâlâ devam ettirir… Edebiyatçıların, şairlerin, hatiplerin, kısacası işi yazı ve söz üzerinden olanların takatini kesen bir ayet, öyle değil mi’

Kainatta varedilmiş hemen her şey de aslında Allah’ın kelimesidir ve Allah’ın ‘Ol’ sözü içredir, her şey ama her şey… Rab, kelimelerinin hakikatini yüreğimize indirsin…

Geçen akşam, sevgili kardeşim Senai Demirci ile Hilal TV’deki iftar programında ‘Hz.Meryem’ bağlamında konuşurken, heyecan verici bir sürprizle karşılaştım iftara doğru… Adnan İnanç Beyefendi, bana taptaze, baskıdan yeni çıkmış, dumanı henüz üstünde bir kitap uzattı sağolsun… Mustafa İslâmoğlu Hocamızın ‘HAYAT KİTABI KUR’AN‘, gerekçeli meal-tefsiriydi bana uzatılan. Benim getirdiğim ‘Siret-i Meryem‘ adlı kitabı, dizlerinin dibine teslim edebileceğim bir kale gibi geldi gözüme hocamızın meal-tefsiri…

Kendisinin edebi yetkinliği ve belagatı ile harikulade bir çalışma olduğuna eminim, zaten yanılmıyorsam takriben 11 yıldır üzerinde uğraşılan bir tetkikat olduğundan, hayli emek verilmiş bir eserdir. Sadece emek mi’ Bendeniz, Îslamoğlu’nun, fildişi kulelerinde oturan bazı edebiyatçılar gibi, tezyinat ve estetikten taviz vermeyici bir soyutlanmayı asla kabul etmediğini yakınen bilenlerdenim… Bu yüzden eseri için, sadece edebi ve ilmi bir emek mahsülüdür diyemem. Öyle zannediyorum ki eser; Mustafa İslâmoğlu’nun hayatının ta kendisidir…

Niçin ‘hayat’ vurgusu var meal-tefsirde diyecek olursanız, adeta bir ölüler ve ölümler kitabı halinde toplumsal atardamarı kesik hale indirgenmiş çağımız ‘kutsal kitap’ algısını, daha kapağından eleştiriye tabi tutuyor da ondan derim size… Bugünlerde gerek Kur’an-ı Kerim gerekse Sevgili Efendimiz hakkında ilmi araştırma yapan akademisyenlerin niçin hep ‘hayat‘ ve ‘yaşamak‘ üzerinden vurgu kurarak gündeme geldikleri de tesadüf olmasa gerek. Bizler; Sevgili Efendimizi ve öğretisini vaz ettiği ‘Kitapların Annesi’ olan Kur’an’ı, hayatın atardamarı olarak görmek, işitmek ve yaşamak istiyoruz da ondan. Hayatla bağı kesik bir din algısı, ütopik bir iyi niyet temennisinden ibaret kalıyor ne yazık ki… Öyleyse dinin, kutsal olanın, iyiliğin ve adaletin, erdemin ve sevginin, merhametin ve saygının modern zamanlarda yeniden hayatla bağının kurulabilmesi için, ilahiyatçıların hayatın içinden konuşmaları, hayatın içinden yazmaları ve yine hayatın içinden yaşamaları gerekiyor…

Gerekçeli meal-tefsirin ‘söz-başı’nı bu yüzden çok önemsedim. Zira burada, ‘Kur’an’a kurban olmayı, cihana sultan olmaya tercih edecek‘ bir yüreğin ince sızılarını okuyorsunuz. Bir yandan tertemiz bir idealizm, adanmışlık ve gayretli bir çalışkanlık ürünü olan akademik hazırlık safhası, diğer yandan ise cümle aralarında ustalıkla verilmiş özyaşam öyküsü beni bir hayli heyecanlandırdı… Mesela şu anekdotta olduğu gibi: ‘İlk kitabım zati eşyalarım dışında belki ilk servetim, henüz yedi yaşımdayken tarafıma hediye edilen bir Kur’andı. Yöremizde sevilip sayılan arif bir zatın hediye ettiği bu mushafı tüm yıpranmışlığına rağmen hâlâ muhafaza ederim. O gün hayatıma giren Kur’an, inişli çıkışlı bir seyir izlese de, hayatımdan bir daha hiç çıkmadı…‘ Burada samimi his dünyası ile aktarılan, adeta bir çocuk safiyetiyle arı-duru bir şekilde dile getirilen hayat hikayesinin, nice ciltlerce yazılmış kitaptan daha önemli olduğunu düşünüyorum. ‘Hayatta karşılaştığım ve karşılaşmam muhtemel hiçbirşey, beni bir mucize-i baki olan Kur’an kadar etkilemedi. Kur’an’ın kanatlarına tutundukça hayretim arttı, hayretim arttıkça daha bir sıkı tutundum…’ diyor İslâmoğlu. Onun öz hayat hikayesi ile bağlantılı olarak okumak Kur’an sevgisini, inanın beni yeniden hayata davet ediyor. Hayatın içinde Müslüman olarak var olabilmenin imkansız olmadığına dair önemli bir çağrıdır bu…

Siret-i Meryem’i kaleme alırken; Hz.Meryem gibi Rabbi tarafından mükemmel kılınmış bir mukaddes kadının, bugünkü hayatlarımız içindeki anlam karşılığını arayıp durmuştum. Meryem’i hayat bağlarından kesik bir mukaddesat içinde tülleyerek yüksek raflara kaldırmak, onu aynı zamanda yaşamdan çıkarmak anlamına gelecekti. Oysa Meryem, yaşayandı, diriydi, insandı, kadındı, anneydi… Bu gidiş gelişleri kutsal metin okuyucusu ve yazıcısı olan hemen herkes de yaşamıştır sanırım…

Bu bağlamda hocamızın meal-tefsirine yapmış olduğu, ‘hayat kitabı’ vurgusu, benim bir edebiyatçı olarak yaşadığım medcezirlerime önemli bir cevap gibi yetişti… Vahiyle inşa olmaya ve hayatı vahiyle inşa etmeye aday olan herkese it’af edilmiş bir kitap!

Kendisine ve eşi arkadaşım Yasemin Hanım’a, hürmet, muhabbet ve selamlarımı sunuyorum efendim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>